6 Nisan 2013 Cumartesi

KALAN EŞE SESLENİŞ!

















Yine güneş doğacak,
Ay güneşten ışık alıp geceyi aydınlatacak.
Hava bulutlanıp, gök gürleyecek,
Yağan yağmurlarla, umut çiçekleri açacak,
Başaklar tahıl, ağaçlar meyve verip,
Kalanlara sunacak.
Ben olmasam da...

Yine Allah’ın emri ile kız istenecek,
Yüzükler takılıp şerbetler içilecek,
Düğünlerde davul zurna çalacak,
Dost akraba el ele tutuşup oynayacak,
Gençler evlenip bebeler doğacak,
Bebelere büyüklerin ismi konacak,
Büyüyüp geleceğe umut olacak.
Ben olmasam da...

Hani derler ya;
“Ateş düştüğü yeri yakar”
Doğru söylerler,
Ancak:
Benim arkamdan,
Senin akan gözyaşların,
O ateşi söndürecek,
Hayat devam edecek.
Ben olmasam da...

Yaylamızda sacayağı vardı,
Anam altında ateş yakıp çorba yapardı,
Bir gün onun bir ayağı kırıldı,
Ayağın yerine taş koyup,
Yine çorba yapıldı,
Sen de yokluğumda yüreğine taş basıp,
Yokluğumu hissettirme çocuklarıma.
Doğmak, yaşamak varsa ölmek de var,
Her insan kendine biçilen gün kadar yaşar,
Unutma ki ölüm bir gün seni de bekler,
İyi bak kendine o güne kadar.
Çünkü çocukların sana ihtiyacı var.
Ben olmasam da...

Ben ölünce ağla! ağla ki,
Akan gözyaşların seni teselli etsin,
Olduysa kırgınlıklar, acılar,
Onlarla akıp gitsin,
Yüreğinde yepyeni, tertemiz bir sayfa açılsın,
Geleceğiniz için daha güzel kararlar verebilesin.
 Ben olmasam da...

“Ölenle ölünmez ” derler,
Doğru söylerler,
Kalanlar yaşamaya devam ederler,
Üç gün, beş gün sürmeli üzüntü, gam, keder,
Çünkü;
Ölene yapılması gereken görevler var,
Kahredip günlerce gözyaşı dökmek neye yarar,
Dualarla anılmalı ölenler.
Ben olmasam da.

Ben ölünce anılar kalır seninle,
Bir de albümdeki resimler,
Bak, resimlerle konuş, hatırla eski günleri,
Boş hayallere dalıp,
Gözyaşlarına boğulup üzme kendini,
Üzülme ki üzülmesin çocuklar,
Okuyanı okut, sevene yardım et,
Hatırla gençlik günlerini.
Ben olmasam da.

Son arzum senden;
Şartlar ne olursa olsun,
Yaşama sevinci nasıl ve neredeyse,
Kederi yol eyleyip üstünde yürüyerek,
Yaşama sevincini bulmak olsun,
Bensiz geçen her özel gününde,
O sevinç sana hediyem olsun.
Ben olmasam da...

                     8 MART 2013 İZMİR 
                     Yılmaz KANDEMİRCİ


31 Ocak 2013 Perşembe

BİZİM YAYLALAR



Yaz gelince yaylamıza çıkardık,
Taş ile çamurdan yayla yapardık,
Şafak vakti göçle yola çıkardık,
Çiçeklerle karşılardın yaylalar.















Baharla şenlenir dağı bayırı,
Çiçekle bezenir sarı çayırı,
Ellerle dokunmuş sanki bir halı,
Gören sana hayran kalır yaylalar.

Bin bir çiçek açar koku yayılır,
Akan sular sanki türkü çağırır,
Esen rüzgarları efkâr dağıtır,
Dertlilere derman olan yaylalar.


Bulağlardan sular durmadan akar,
Kızlar subaşında sohbetler yapar,
Gençler sohbet eden kızlara bakar,
İlk kez sende âşık olur yaylalar.













Otlağında inek, koyun yayılır,
Sabah akşam yaylalara dağılır,
Kapıda ağılda sütler sağılır,
Sütle kaymak olur otun yaylalar.

Koyun, kuzu gece çölde yatardı,
Çobanlar başında nöbet tutardı,
Matarada demli çayı yapardı,
Çobanlara mesken olan yaylalar.


İnişli yokuşlu yolları vardı,
Ulaşım aracı arabalardı,
Anam köye yoğurt, peynir yollardı,
Yollarında sevdalandım yaylalar.

Duyulunca davul zurna sesleri,
Toplanırdı gelinleri, kızları,
El ele tutuşup köyün gençleri,
Halay çekip türkü söylerdi yaylalar.

Satancı gelince çok sevinirdik,
Yün ile peynirle meyve alırdık,
Taş ile toprakla oyun oynardık,
Çocukluğum sende geçti yaylalar.

Çocukluğum gitti, okullar bitti,
Çocukken hayalim öğretmenlikti,
Görev beni gurbet ellere attı,
Yılmaz hasret kaldı size  yaylalar.
Selam olsun size yayladakiler.

                             9 OCAK 2013 İZMİR
                             Yılmaz KANDEMİRCİ     

2 Ocak 2013 Çarşamba

HAYAT


Hayat,  dört  ayaklı  merdiven,
Doğarsın  ağlayarak  bilmeden,
Çıkarsın hayat  merdivenlerini,
Ağır  ağır  belirli bir zaman,
Sonra inersin geriye,
Hasta,  yorgun  olarak  zirveden,
Bir gün sonlanacak hayat,
Bilinmez  nerde, nasıl ne zaman,
Doğduğunu bilmediğin gibi, ölümün de bilinmez,
Öyleyse  madem  doğduysan  bilmeden,
Yaşa bildiğin hayatı,
Nasıl geçiyorsa gönlünden.

                             9 Aralık 2012
                   İzmir’de yağmurlu bir akşam
                        Yılmaz KANDEMİRCİ

8 Aralık 2012 Cumartesi

İLKOKUL ÖĞRETMENLERİM







 

 
1950 li yıllar,
Çocuktum o zamanlar,
Evimizde toplanırdı komşular,
Anlatılırdı hikâyeler, masallar,
Geçerdi içerisinde,
Öğretmen, öğrenci ve çeşitli şahıslar,
Aradan haftalar, aylar geçmişti,
Yaşım yedi okul vaktim gelmişti,
Giyindim siyah önlük, taktım yakalık,
Ayağımda Trabzon lastik,
Koydum defterimi bezden çantama,
Gittim okuluma güle oynaya,
Çıktım merdivenleri girdim içeri,
Çıktı karşıma yabancı biri,
Gördüm ve geriledim,
Beni gören yabancı aksine ilerledi,
Yaklaşarak yanıma attı kolunu boynuma,
-Sordu adın ne?
Söyledim soyadsız adımı,
-Soyadın ne?  Söyledim adsız soyadımı,
-Baban kim?  Dedim Aziz,
Gülerek dedi bana aferin Yılmaz,
Beni bir sevinç aldı,
Heyecanla karışıp her tarafımı sardı,
Biraz durup düşündüm,
Geldi aklıma söylenen masallar,
Karşımdakine korkarak sordum,
Öğretmen misin?
Evet dedi ve güldü,
İşte o günden sonra,
İçimde büyük bir sevgi uyandı,
Sormayın bu nedendi?
Yaşasın o günkü yabancı,
Çünkü O benim ilk öğretmenimdi,
Günler, aylar geçti aradan,
İki öğretmenim daha oldu sonradan,
Çok şeyler öğrendim ben onlardan,
Onlar oldu benim bilgi hazinem,
Saygılar size; Mehmet Ergün,
Hacı Bayram Aydıniçer ve Nevruz Kandemirci,
Öğretmenlerim ilkokuldan.

                                     24 Kasım 2012 İZMİR
                                     Yılmaz KANDEMİRCİ

16 Kasım 2012 Cuma

TÜRKİYE’MİN ZENGİNLİĞİ



















Türkiye’mde dört mevsim var,
İlkbahar, yaz, sonbahar, kış.
Her birini ayrı yaşar,
Biri biter, biri başlar.

      İlkbaharda çiçek açar,
      Doğaya güzellik saçar,
      Kuzu oynar, arı uçar,
      Kırlarda canlılık başlar.

Yazın yükselir sıcaklar,
Plajlar insanla dolar,
Meyve yüklenir ağaçlar,
Şenlenir manav, pazarlar.

      Sonbaharda rüzgâr eser,
      Eylül ayı yaprak döker,
      Ekim ayı bayram yapar,
      Kasımlarda hüzün çöker.

Kış gelince soğuklar var,
Lapa lapa karlar yağar,
Çocuklar kartopu oynar,
Yenir kestane kebaplar.

      Her mevsimin özelliği,
      Vardır ayrı güzelliği,
      Dünyada yok benzerliği,
      Bu ülkemin zenginliği.

                          Kasım 2012 İZMİR
                      Yılmaz KANDEMİRCİ

24 Ekim 2012 Çarşamba

KÖYÜME KIŞ GELİNCE
















Sıcak hava veda eder doğaya,
Ağaç küskün, gazel döker toprağa,
Göçmen kuşlar uçup gider uzağa,
Arı sessiz hasret kalır uçmağa,
Kazlar dertli veda eder yüzmeye,
Bostan gamlı yoksun kalır çapaya,
Sular üzgün zorunludur donmaya,
Çoban kardeş uzak artık sürüsüne, ovaya,
Kırlar sönük hasret kalır kelebeğe, arıya,
Dağlar yaslı solup giden yeşiline, alına,
Çünkü kış baba kapatır her tarafı karlarla.

                                   12 Aralık 1974
                             Ataköy (Mağaracık)
                          Yılmaz KANDEMİRCİ

10 Ekim 2012 Çarşamba

DAĞLAR







 







Yamacında türlü çiçekler açar,
Etrafına misk-i amberler saçar,
Tüm canlılar kaynağından su içer,
Ana gibi herkesi besleyen dağlar.

     Tepelerin yüksek semaya bakar,
     Esen yeller sanki türküler yakar,
     Bulutlar raks eder, şimşekler çakar,
     Yağan yağmurlarla şenlenen dağlar,

Yazların serindir, kışların soğuk,
İlkbahar yeşilsin, sonbahar soluk,
Dağ dağa kavuşmaz yüreğin yanık,
Yüz yüze bakmaktan yorulan dağlar.

     Sevdalılar gibi dumanlı başın,
     Eksik olmaz senin kar ile kışın,
     Ferhat gibi sevenlerdir yoldaşın,
     Yol ver kavuşsunlar canana dağlar.

Kucağında canlı, cansız barınır,
Ozanlar adına türkü çağırır,
Türkülerle dertlerinden arınır,
Seslere ses veren dumanlı dağlar.

     Yeşillerle bezenmiştir her yanın,
     Gelin gibi giyinmişsin ormanı,
     Oksijendir canlıların dermanı,
     Umarım kibriti çakmazlar dağlar.

Kimi seni delik delik deldirdi,
Kimi dinamitle kayan kırdırdı,
Kimi koynundaki canlın öldürdü,
Kimileri ormanını yandırdı,
Yılmaz der; vefakâr cefakâr dağlar.

                             1 EKİM 2012 İZMİR
                           Yılmaz  KANDEMİRCİ

28 Eylül 2012 Cuma

BELKİ !


Gurbet, yolu uzun, çilesi çoktur,
Kardeşin kardeşten haberi yoktur,
Hasrete bir ilaç yazsana doktor,
Hasretin doktorda ilacı yoktur.

   Gurbete giden de, kalan da özler,
   İkisi de karşılıklı  yol gözler,
    Hasret özlemiyle yürekler sızlar,
    Duygular dorukta, yaşlıdır gözler.

     Kimse isteyerek gurbete gitmez,
     Anayı, babayı asla terk etmez,
     Bin bir çilesi var saymakla bitmez,
     Hasta yatsan kimse kapını açmaz.

Hayallerle yaşar ayrı düşenler,
Rüyalarda ancak buluşurlar,
Resimlere bakıp konuşurlar,
Düğünde, bayramda belki görüşürler.

     Ağardı saçlarım, büküldü belim,
     Gençlik elden gitti galmadı halım,
     Ecel yastığına goyanda başım,
     Belki yetişecek bacım, gardaşım.

Şu gurbete adım atmaz olaydım,
Hasret acısını tatmaz olaydım,
Ayrılmayıp hep köyümde kalaydım,
Kendim yetiştirip kendim yiyeydim.

     Yılmaz kaderinde gurbet de varmış,
     Herkes mutlak kaderini yaşarmış,
     Gerekirse yüce dağlar aşarak,
     Ekmek nerde ise orya koşarmış.

                                15 Ağustos 2012  İZMİR
                                Yılmaz KANDEMİRCİ

6 Eylül 2012 Perşembe

ATAKÖYÜMÜ ZİYARET






















Yıllar sonra gittim Ata köyüme,
Hava aynı, güneş aynı, su aynı,
Yoktu koyun, kuzu, öküz araba,
Tarla aynı, toprak aynı, taş aynı.

     Baktım köyün içi gayet sakindi,
     Bazı evler yıkık, bazısı şendi,
     Gençler birbirine bu da kim dedi,
     Kendi köyüm bana gurbet gibiydi.

Gördüğüm gençlerle sohbete daldım,
Eski yaşantımdan sorular sordum,
Ne hodağlık yapan ne bilen buldum,
Ne fındık, ne aşık oynayan gördüm.

     Gençler fidan dikmiş meyve yetişmiş,
     Sevindim gençlerin çoğu okumuş,
     Her biri ayrı ayrı meslek edinmiş,
     Kimi köyde, kimi gurbete gitmiş.

Orta bulağımın başına geçtim,
Kana kana soğuk suyundan içtim,
Sanki on on beş yıl daha gençleşip,
Gençlikteki günlerime dönüştüm.

     Herkes kendi hanesine su almış,
     Bulağ başlarında sohbet kalmamış,
     Suyolunda artık sevmek yok olmuş,
     Gizli sevdalıklar aşikâr olmuş.

Elektrik gelmiş köy aydınlanmış,
Gaz lambası artık müzelik olmuş,
Ne gem süren gördüm ne harman kalmış,
Harman yerlerinde evler yapılmış.

     Okuduğum okul taşıma olmuş,
     Kooperatif başka yere taşınmış,
     Ne çift eken gördüm ne kotan kalmış,
     Çiftin, kotanın yerini traktör almış.

Ziyareti gördüm duvarı kalmış,
Define uğruna Diktaş yıkılmış,
Kızıl Mağara da tarumar olmuş,
Eski eserlere çok yazık olmuş.

     Eski köylülerin çoğu yok olmuş,
     Kimi göç eylemiş, kimisi ölmüş,
     Mezarlığa gittim mezar çoğalmış,
     Kimi tam yaşında, kimi genç ölmüş.

Ekmek için gurbete de gitmeli,
Gidenler köyünü unutmamalı,
Arada bir köyü ziyaret edip,
Eski dostlar ile sohbetler edip,
Gençlere kendini tanıtmalı.

                                                           7 Aralık 2012 İZMİR
                                                           Yılmaz KANDEMİRCİ

7 Haziran 2012 Perşembe

GURBETTE YAŞAMAK

Yine hüzün çöktü  garip gönlüme,         
Çünkü Ata köyüm düştü yadıma,
Güzel yaylamızda gezip tozarken,
Geldim düştüm bu gurbetin oduna.

     Gurbetin ateşi insanı yakar,
     Köyümün hasreti burnumda tüter,
     Dostlardan ayrılmak ölümden beter,
     Köydeki anılar gözden yaş döker.

Hasta olsan kimse yanına gelmez,
Kapını  çalıp da hatrını sormaz,
Ciğerin yansa da su veren olmaz,
Yanarsın gurbette kimseler bilmez.

     Köyde herkes birbirini görürdü,
     Selam verip hal hatrını sorardı,
     Derdi olanlara derman olurdu,
     Gurbette hal hatır soranın olmaz.

Ekmeği, meyvesi aşı doğaldı,
Köyde yaşaması gayet güzeldi,
Nüfus fazlalaştı, işsiz çoğaldı,
Gurbete gidişler işte bundandı.

     “Gurbetin somunu büyüktür “ dendi,
      İşsiz gençler gurbet ele yollandı,
      Kimi faydalandı, kimi zorlandı,
      Kimi yurt edindi, kimisi döndü,

Abu hayat suyu, bol havası var,
Kırlarında yenecek çok gıdası var,
Herkesin mezarda bir atası var,
Tüm gençlerin gidip görmesi lazım.

Gurbette de olsak, uzak da kalsak,
Ekmekle aş bulup zengin de olsak,
Arada sırada ziyaret edip,
Yılmaz; Ata köyü hiç unutmasak.

                                 1 Mayıs 2012  İZMİR
                               Yılmaz KANDEMİRCİ

30 Aralık 2011 Cuma

HATIRLATMA!

Gece demez, gündüz demez koşarsın,
Hep zenginlik hayaliyle yaşarsın,
Hiç ölmeyecek gibi mal, mülk toplarsın,
Ölüm var kendini yorma arkadaş.

Unutma her şeyin kararı vardır,
Azın da, çoğun da zararı vardır,
Aşağı bakmanın yararı vardır,
Yukarı bakıp da küsme arkadaş.

Gönül yaralayıp kırma kimseyi,
Kendine dert edip durma her şeyi,
Kaldır gözündeki hırslı perdeyi,
Ölüm var ya her şey boştur arkadaş.

Fukarayı doyur, yetime el at,
Çocuğa sevgi ver, büyüğe hürmet,
Allahtan niyaz et hayırlı evlat,
Ömür boyu sana eylesin hizmet.

İyiyi örnek al, kötüyü bırak,
Önüne çıkacak yığınla tuzak,
İyi işler yapan geçecek sırat,
Ölümden sonrayı düşün arkadaş.

Oku emri emirlerin yücesi,
Yoktur okumanın elifi, a sı,
Öğren okuyarak doğru-yanlışı,
Her duyduğun söze kanma arkadaş.

Diline sahip ol , gözünü sakın,
Eline sahip ol, kulağa hakim,
Harama el atıp dokunma sakın,
Ölüm uzak değil her zaman yakın.

Sözünün eri ol, söyleme yalan,
Hoş bir seda imiş dünyada kalan,
Ömrünü boşuna eyleme talan,
Gerçek olan ölüm, gerisi yalan.

Azrail de bir gün kapın çalacak,
Bütün varlıkların burda kalacak,
Yaptığın iyilik senle gidecek,
Kötülükten uzak kal be arkadaş.

Yılmaz’ım dostlara hatırlatırım,
Sizlere hatıra her bir satırım,
İyiliktir dünyada en iyi yatırım,
Herkese iyilik yap ey! arkadaş.

22 Aralık 2011 İZMİR
Yılmaz KANDEMİRCİ

19 Ağustos 2011 Cuma

PENCEREMDEKİ İZMİR



Gece vakti;
Balkonumda oturuyorum,
İki İzmir var karşımda,
Biri gerçek , biri zahir,
Biri sesli, biri sessiz,
Biri benli, biri bensiz,
Bir gün gelecek,
İkisi de olacak bensiz.

Yılmaz KANDEMİRCİ
17 Ağustos 2011
İZMİR


20 Mayıs 2010 Perşembe




 ÇOK ÖZLEDİM.

 Sabahtan erken kalkmayı,
 Malı nağıra katmayı,
 Arabayla çöle gitmeyi,
 Tohum sepip çift ekmeyi,
 Tarlada çeğil yapmayı,
 Omuza tırpan atmayı,
 Bedelle tarla biçmeyi,
 At koşup harman sürmeyi,
 Garrafla harman yığmayı,
 Yabayla tığ savurmayı,
 Ofise arpa satmayı,
 Güz değirmene gitmeyi,
 Tandırda pişen ekmeyi,
 Ekmekle döğmeç yapmayı,
 Katığa kaymak katmayı,
 Yiyip oyuna gitmeyi,
 Çok özledim.

 Yazın yaylaya gitmeyi,
 Yaylada dana gütmeyi,
 Çobana koyun katmayı,
 Kuzuya nişan atmayı,
 Destek kuzuyu tutmayı,
 Koçu koyuna katmayı,
 Çok özledim.

 Toylarda at oynatmayı,
 Müjde yastığı kapmayı,
 Kızlara hava atmayı,
 Şah kaldırıp bağırmayı,
 Barda mahnı çağırmayı,
 Çok özledim.

 Çölde yemlik toplamayı,
 Tuza batırıp yemeyi,
 Çapıtlarla top yapmayı,
 Teze lastikle yatmayı,
 Yanık ekmek yiyip para tapmayı,
 Şapkayı çevirip su içmeyi,
 Gidip derede çimmeyi,
 Kôm kesip ğengel yemeyi,
 Bostana gartof ekmeyi,
 Yorulup kıtlama çay içmeyi,
 Çok özledim.

 Kış kardan adam yapmayı,
 Buzda topaç oynatmayı,
 Giydiğim ip çorapları,
 At koşulan kızakları,
 Duvar dibindeki sohbetleri,
 Gençlerle elfene yapmayı,
 Çok özledim.

 Şoşta aşık oynamayı,
 Aşıkları lit yapmayı,
 Üçünü beşe satmayı,
 Bayrama para yapmayı,
 Kuyuya fındık atmayı,
 1950 li yıllara dönüp,
 Köyümde çocuk olmayı,
 ÇOK ÖZLEDİM.

                
                                Yılmaz KANDEMİRCİ  
                                                            18 MAYIS 2010 İZMİR

21 Nisan 2010 Çarşamba

15 ARALIK 2006


Saat 5:15’de telefon çaldı,
Telefonun sesi çok acı geldi
Duyduğum haberle ciğerim yandı
Sonnur dedi “Amca! Babamız öldü.”

Bu haberle benim dünyam yıkıldı,
Ellerim titredi, dilim tutuldu,
Sanki yüreğime hançer sokuldu,
Bana kardeş değil bir can gibiydi.

Acı haber her tarafa yayıldı,
Bacı kardeş bir araya gelindi,
Vuruldu dizlere yaşlar döküldü,
Kardeş acısıyla yürekler yandı.

Ağladık sızladık, feryatlar ettik,
Kardeş acısını çok erken tattık,
Dokuz kardeş idik sekize indik,
Bizler birbirimizi çok severdik.

Bu acı haberi duyanlar geldi,
İyilik timsali güzel insandı,
O, herkesin sevdiği çok iyi candı,
Tanıyanlar O’nu rahmetle andı.

Hayalleri vardı, düşleri vardı,
Daha yapılacak işleri vardı,
Üç çocuk everdi ikisi kaldı,
Kalanlar bizlere emanet oldu.

Sanki insan değil melek gibiydi,
Narin yemek yiyip, temiz giyerdi,
Sevgisi dışta değil hep içindeydi,
O kötülük sevmez, iyilik derdi.

Az konuşur ama öz konuşurdu,
Verdiği sözünde mutlak dururdu,
Hem dürüst, hem asil, hem gururluydu,
Kalbi yardımseverlikle doluydu.

Zayıftı vücudu, uzundu boyu,
Gerçek efendiydi iyiydi huyu,
Asla sevmiyordu dedikoduyu,
Rahmetle anıyoruz sen rahat uyu.

Biz sana doymadık uğurlar olsun,
Yattığın mekânın nurlarla dolsun,
Hepimizin hakları helal olsun,
Makamın cennet ruhun şad olsun.

Yandırdı,
Neşter değdi yandırdı,
Azrail Mustafam’ı aldı,
Yüreğimi yandırdı.

YILMAZ KANDEMİRCİ
15 Aralık 2007 İZMİR

18 Ağustos 2009 Salı

KARS-ATAKÖY'ÜMÜZDEN GÖRÜNTÜLER





KARS VE ATAKÖY'ÜMÜZLE İLGİLİ DİĞER FOTOĞRAFLARA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN:
Posted by Picasa

16 Ağustos 2009 Pazar

ARKADAŞIM.

Aylar geçse, yıllar geçse,
Bel bükülüp diş dökülse,
Hep saçlarım beyaz olsa,
Ben senin ismini asla,
Unutamam, unutamam.

Gözde gözlük, elde asa,
Gezerek gönlüm yorulsa,
Alacağım her nefeste,
Ben senin ismini asla,
Unutamam, unutamam.

Görülmemiş bir dert bulsa,
Her yerim yarayla dolsa,
Garip başım dara kalsa,
Ben senin ismini asla,
Unutamam, unutamam.

Cancağızım olsa hasta,
Kapımı çalınca posta,
Göç gününde son nefeste,
Ben senin ismini asla,
Unutamam inan ki!

5 MAYIS 1974
Yılmaz KANDEMİRCİ
Kars-Tekneli köyü

İLKÖĞRETİM HAFTASI




















Merhaba arkadaşlar,
İşte yine sonbahar,
İçimizde heyecan,
Açıldı tüm okullar.

Kız erkek ayrılmadan,
Hep okula koşalım,
El ele tutuşarak,
Eğlenelim coşalım,
           
Atatürk’ün yolunda,
İlkeleri dilimde,
Yürüyelim her zaman
O’nun aydın yolunda.

Durmadan çalışalım,
Her zorluğu aşalım,
Ata’nın gösterdiği,
Hedefe ulaşalım.

Bayraklarla süslendi,
Yurdumun her köşesi,
Kutlu olsun herkese,
İlköğretim haftası.

                        Yılmaz KANDEMİRCİ
                             Eylül 1990 İZMİR
                                              




17 Haziran 2009 Çarşamba

SEHER YELİ.

Esme seher yeli esme,
Dökeceğin yaprağım yok,
Bana derler bir ağaç dik,
Dikilecek toprağım yok.

Seher yeli serin olur,
Dost yarası derin olur,
Bağ beslersen gülün olur,
Gül dikecek bir bağım yok.

Bülbüller öter seherde,
Kimsesizim gurbet elde,
Giriftar oldum her derde,
Derdime bir ortağım yok.

Seher yeli esti, coştu,
Gençliğim başımdan uçtu,
Saçlarım hep beyazlaştı,
Durduracak bir gücüm yok.

3 NİSAN 1996
Yılmaz KANDEMİRCİ
İZMİR