18 Eylül 2016 Pazar

HANGİSİ?


Ölüm mü,  ayrılık mı?
Ölüm bireysel ve mutlak,
Ayrılık toplumsaldır.
-Şair “Ölüm ile ayrılığı tartmışlar,
           Elli dirhem fazla gelmiş ayrılık” demiş.
Bir yönüyle haklı;
Ölüm o kişiye,
Ayrılık kalanlarına aittir.
İşte bu ayrılık kalanlar için ölümden ağırdır.
Çünkü bir daha kavuşma olanağı yoktur.
Öteki ayrılıklar ise;
Ayrılanlar birbirlerine;
 “Tekrar görüşmek üzere” diyerek ayrılırlar.
Yani bir daha kavuşma umudu vardır.
Böyle ayrılıklar ölümden hafiftir.
İşte iki ayrılık arasındaki fark budur.
Sonuçta ölüm ölene ağır ve son,
Ayrılıksa arkada bıraktıklarına,
Ağır ve devamlı hüzün.

                                   18 EYLÜL 2016 İZMİR
                                   Yılmaz KANDEMİRCİ

8 Kasım 2015 Pazar

HAYATIN GERÇEĞİ

Albümdeki resimleri izledim,
Resimdeki dostlarımı özledim,
Kimi yaşar kimi göçmüş dünyadan,
Boşuna ağlamak, ne gelir elden.

Eski günler hayal oldu düş oldu,
Saç ağardı baharlarım kış oldu,
Yaşlı dediklerim bana eş oldu,
İhtiyarlık benle arkadaş oldu.

Yaşlılara dair neler söylerdik,
Altmış yaş üstüne gömülsün derdik,
Güne gün eklendi altmışa vardık,
Söz konusu ölüm daha er dedik.

Yaşamak istermiş yaşlı da genç de,
Sağlıktır her şeyin başında bence,
Azrail hiç bakmaz yaşlıya gence,
Kaçamazsın ondan günün dolunca.

İşte bu dünyanın gerçeği budur,
Hayat dedikleri akan bir sudur,
Ne baraj ne bentler onu durdurur,
Ne kadar yaşarsan sonu ölümdür.

Yılmaz arzu eder geçen günleri,
Geçen günler asla gelmez ki geri,
Günü gün etmeye bak bundan gayri,
Ağlamanın yoktur geçmişe hayrı.

                     9 KASIM 2015 İZMİR
                     Yılmaz KANDEMİRCİ





9 Mayıs 2015 Cumartesi

ANALAR GÜNÜ















Bugün ben var isem sebepsin ana,
Helal sütün emdim ben kana kana,
Analar günüdür geldim ben sana,
Uzat ak ellerin öpeyim ana.

Bugün kıra gidip çiçek derelim,
Sevgi katıp anamıza verelim,
Her zaman hal hatrını soralım,
Güzel anamızı mutlu edelim.

Her gece ninniyle bizi uyutan,
Bin bir zorluklarla bizi büyüten,
Bizlere yedirip kendi aç yatan,
Bizde hakkın çoktur, helal et ana.

Gençlikte bilinmez ana kıymeti,
Görülmez yaptığı onca hizmeti,
Evlenip olunca kendi evladı,
O zaman kıymetin bilinir ana.

Hizmet et anaya kardeşle bacı,
Onları her zaman yapın baş tacı,
Sizlere analar olsun duacı,
O zaman gitmeden olursun hacı.

Zor durumda hemen ana! deniyor,
İlk akla her zaman ana geliyor,
Ağlarsa gerçekten ana ağlıyor,
Derler ki ”başkası yalan ağlıyor”,

Ana demek ekmek  demek , aş demek,
Usanmadan verir binlerce emek,
Yılda bir gün analar günü ne demek,
Kalplerde her zaman günündür ana.

17 Temmuz’da kaybettik Onlar’ı,
Yılmaz hepimizin ölümdür sonu,
Bütün anaların cennettir yeri,
Her an dualarla anın onları.

                MAYIS 2015 analar günü İZMİR
                      Yılmaz KANDEMİRCİ

19 Şubat 2015 Perşembe

KÖYÜMDEKİ ESKİ AYLAR


Bazı ayları ayrı adla tanırdık,
Okuyana kadar öyle sanırdık,
Okuyup gerçek adları öğrenince,
Büyüklerin buluşuna hayran kalmıştık.

1-Adı Ocak ama derdik zemheri,
Çoktu soğukları, karı, rüzgârı,
Giyerdik yün çorap, eldivenleri,
Açardık kürekle bütün yolları.


2-Adı Şubat ama bizde gücüktü,
Zemheriye göre biraz küçüktü,
Tatil olur sevinenler çocuktu.
Cemre düşer hava biraz sıcaktı.

3-Mart ayının adı bizde de aynı,
Köylüm zorda, biter otu samanı,
İneklerin gelirdi doğma zamanı,
Elde sepet borç isterdik samanı.

4-Nisan adı ama biz abrul derdik,
Komşuyla modyam olup çifte çıkardık,
Çarık giyer, öküz koşar çift ekerdik,
Çocukları toplar çeğil yapardık.

5-Mayısa biz bahar ayı da derdik,          
Tarlaya, çayıra, kıra giderdik,
At kulağı, yemlik, gımı toplayıp,
Gımı turşu olur, yemliği yerdik.


6-Haziranın adı yine aynıydı,
Arabalar şafak vakti yoldaydı,
Tüm köylüler çıkmış yaylalardaydı,
Çeçil peynir, yoğurt, kaymak bolcaydı.

7-Temmuza ot biçimi ayı da derdik,
Ya ırgat olur, ya da ırgat tutardık,
Ot biçerek yüksek taya kurardık,
Sabah yağlı, öğlen katık yiyerdik.

8-Ağustosa harman ayı da derdik,
Tahıl biçer sapı gemle döverdik,
Yel estikçe gece tığ savurarak,
Yorulup kıtlama çayı içerdik.

9-Eylüle değirmen ayı da derdik,
Çuvallar dolusu un öğütürdük,
Yarma dövüp, erişte keserek,
Uzun kışa hazırlıklar yapardık.

10-Ekim ayını aynı adla anardık
Bayram için Kars’a yaya giderdik,
Tavuk, yumurta, yoğurt satarak,
Cumhuriyet Bayramını izlerdik.

11-Kasım, kışın başlangıcı sayardık,
Sobaları kurup tezek yakardık,
Yaylada basılan motalı açar,
Sobada ısınan ekmekle yerdik.


12-Aralık ayına karakış derdik,
Damların üstünden karı kürerdik,
At kızaklarıyla Kars’a giderken,
Başa papak, sırta kürkler giyerdik.

Yılmaz o ayları özlemle anar,
Gençlerimiz belki masalmış sanar,
Duyan yaşlıların yüreği yanar,
Her ayın anısı canlanıp söner.

                                   Yılmaz KANDEMİRCİ
                                             10 ŞUBAT 2015 İZMİR

30 Haziran 2013 Pazar

BABALAR



Bin bir cefa ile bizi büyüten,
Büyüyelim diye ömür tüketen,
Kimi kentte kimi köyde çalışan,
Kendi kaderiyle yarışan baba.

Kimi saban tuttu, kimisi orak,
Kimi usta oldu, kimisi çırak,
Hepsinin amacı ekmek, aş bulmak,
Alın terli, el nasırlı babalar.

Kimisi amirdi, kimisi memur,
Kimi zor geçinen, kimisi mamur,
Her zorluğa karşı derlerdi sabur,
Gönlü zengin,  sabrı bol olan baba.

Hepsinin çabası bizi okutmak,
İsterdi sırtından gömleği satmak,
İstediklerine bizde ulaşmak,
Bizlerde kendini yaşayan baba.

Hasta olsak bizle hasta olurlar,
Çok uzakta olsa koşup gelirler,
Canı ilaç olsa hemen verirler,
Canlarını kurban eden babalar.

Ekmek için gurbet ele giderler,
Döşek tahta, taşı yastık ederler,
Acı soğan kuru ekmek yiyerler
Yemeyip bizlere yediren baba.

Baba oğul için bir bağ beslemiş,
Oğlundan bir salkım üzüm istemiş,
Nankör oğlu babasına vermemiş,
Küsmüş kaderine hay vah hay demiş.

Mutlu  görmek için bize duacı,
Bize yuva kurmak bütün amacı,
Etmeli evlatlar o’nu baş tacı,
Bütün babaların cennettir harcı,

Yılmaz ne söyleyip ne yazsan azdır,
Babalara hürmet evlata farzdır,
Günlerce sırtında taşısan azdır,
Babaları mutlu eden bir tatlı sözdür.

                           Haziran 2013 Babalar günü. İZMİR

                                     Yılmaz KANDEMİRCİ

26 Mayıs 2013 Pazar

KİMDİR ?


Ak sütüyle büyüdüğüm,
Uykularını böldüğüm,
Ninnisiyle uyuduğum,
Kimdir dersen o anadır.

Yorulmak nedir bilmeyen,
Uyanıp beşik sallayan,
Geceler uykusuz kalan,
Kimdir dersen o anadır.

Yemeyip bize yediren,
Giymeyip bizi giydiren,
Sevgiyi eksik etmeyen,
Kimdir dersen o anadır.

Dokuz ay bizi taşıyan,
Ya normal ya da sezaryen,
Çok zahmetlerle doğuran,
Kimdir dersen o anadır.

Her zorluğa göğüs geren,
Evdeki her işi yapan,
Saçını süpürge eden,
Kimdir dersen o anadır.

Derdimizi dert edinen,
Gece gündüz dua eden,
Haksız yere tokat yiyen,
Kimdir dersen o anadır.

Hepimizin dert babası,
Onların bitmez çilesi,
Her gün eli öpülesi,
Kimdir dersen o anadır.

Büyütmekte çekti zahmet,
Artık o bize emanet,
Layıktır onlara hürmet,
Kimdir dersen o anadır.

Ne şan isterler ne şöhret,
Bu kadar sabıra hayret,
Hepsinin mekânı cennet,
Kimin dersen anaların.

Yılmaz ne söylesen azdır,
Analar çok cefakârdır,
Evlat kötü olsa bile,
Analar hep affedendir.

                  2013 Mayıs Anneler günü.
                Yılmaz KANDEMİRCİ. İZMİR

6 Nisan 2013 Cumartesi

KALAN EŞE SESLENİŞ!

















Yine güneş doğacak,
Ay güneşten ışık alıp geceyi aydınlatacak.
Hava bulutlanıp, gök gürleyecek,
Yağan yağmurlarla, umut çiçekleri açacak,
Başaklar tahıl, ağaçlar meyve verip,
Kalanlara sunacak.
Ben olmasam da...

Yine Allah’ın emri ile kız istenecek,
Yüzükler takılıp şerbetler içilecek,
Düğünlerde davul zurna çalacak,
Dost akraba el ele tutuşup oynayacak,
Gençler evlenip bebeler doğacak,
Bebelere büyüklerin ismi konacak,
Büyüyüp geleceğe umut olacak.
Ben olmasam da...

Hani derler ya;
“Ateş düştüğü yeri yakar”
Doğru söylerler,
Ancak:
Benim arkamdan,
Senin akan gözyaşların,
O ateşi söndürecek,
Hayat devam edecek.
Ben olmasam da...

Yaylamızda sacayağı vardı,
Anam altında ateş yakıp çorba yapardı,
Bir gün onun bir ayağı kırıldı,
Ayağın yerine taş koyup,
Yine çorba yapıldı,
Sen de yokluğumda yüreğine taş basıp,
Yokluğumu hissettirme çocuklarıma.
Doğmak, yaşamak varsa ölmek de var,
Her insan kendine biçilen gün kadar yaşar,
Unutma ki ölüm bir gün seni de bekler,
İyi bak kendine o güne kadar.
Çünkü çocukların sana ihtiyacı var.
Ben olmasam da...

Ben ölünce ağla! ağla ki,
Akan gözyaşların seni teselli etsin,
Olduysa kırgınlıklar, acılar,
Onlarla akıp gitsin,
Yüreğinde yepyeni, tertemiz bir sayfa açılsın,
Geleceğiniz için daha güzel kararlar verebilesin.
 Ben olmasam da...

“Ölenle ölünmez ” derler,
Doğru söylerler,
Kalanlar yaşamaya devam ederler,
Üç gün, beş gün sürmeli üzüntü, gam, keder,
Çünkü;
Ölene yapılması gereken görevler var,
Kahredip günlerce gözyaşı dökmek neye yarar,
Dualarla anılmalı ölenler.
Ben olmasam da.

Ben ölünce anılar kalır seninle,
Bir de albümdeki resimler,
Bak, resimlerle konuş, hatırla eski günleri,
Boş hayallere dalıp,
Gözyaşlarına boğulup üzme kendini,
Üzülme ki üzülmesin çocuklar,
Okuyanı okut, sevene yardım et,
Hatırla gençlik günlerini.
Ben olmasam da.

Son arzum senden;
Şartlar ne olursa olsun,
Yaşama sevinci nasıl ve neredeyse,
Kederi yol eyleyip üstünde yürüyerek,
Yaşama sevincini bulmak olsun,
Bensiz geçen her özel gününde,
O sevinç sana hediyem olsun.
Ben olmasam da...

                     8 MART 2013 İZMİR 
                     Yılmaz KANDEMİRCİ


31 Ocak 2013 Perşembe

BİZİM YAYLALAR



Yaz gelince yaylamıza çıkardık,
Taş ile çamurdan yayla yapardık,
Şafak vakti göçle yola çıkardık,
Çiçeklerle karşılardın yaylalar.















Baharla şenlenir dağı bayırı,
Çiçekle bezenir sarı çayırı,
Ellerle dokunmuş sanki bir halı,
Gören sana hayran kalır yaylalar.

Bin bir çiçek açar koku yayılır,
Akan sular sanki türkü çağırır,
Esen rüzgarları efkâr dağıtır,
Dertlilere derman olan yaylalar.


Bulağlardan sular durmadan akar,
Kızlar subaşında sohbetler yapar,
Gençler sohbet eden kızlara bakar,
İlk kez sende âşık olur yaylalar.













Otlağında inek, koyun yayılır,
Sabah akşam yaylalara dağılır,
Kapıda ağılda sütler sağılır,
Sütle kaymak olur otun yaylalar.

Koyun, kuzu gece çölde yatardı,
Çobanlar başında nöbet tutardı,
Matarada demli çayı yapardı,
Çobanlara mesken olan yaylalar.


İnişli yokuşlu yolları vardı,
Ulaşım aracı arabalardı,
Anam köye yoğurt, peynir yollardı,
Yollarında sevdalandım yaylalar.

Duyulunca davul zurna sesleri,
Toplanırdı gelinleri, kızları,
El ele tutuşup köyün gençleri,
Halay çekip türkü söylerdi yaylalar.

Satancı gelince çok sevinirdik,
Yün ile peynirle meyve alırdık,
Taş ile toprakla oyun oynardık,
Çocukluğum sende geçti yaylalar.

Çocukluğum gitti, okullar bitti,
Çocukken hayalim öğretmenlikti,
Görev beni gurbet ellere attı,
Hasret kaldım size bizim yaylalar.
Selam olsun size yayladakiler.

                             9 OCAK 2013 İZMİR
                             Yılmaz KANDEMİRCİ     

2 Ocak 2013 Çarşamba

HAYAT


Hayat,  dört  ayaklı  merdiven,
Doğarsın  ağlayarak  bilmeden,
Çıkarsın hayat  merdivenlerini,
Ağır  ağır  belirli bir zaman,
Sonra inersin geriye,
Hasta,  yorgun  olarak  zirveden,
Bir gün sonlanacak hayat,
Bilinmez  nerde, nasıl ne zaman,
Doğduğunu bilmediğin gibi, ölümün de bilinmez,
Öyleyse  madem  doğduysan  bilmeden,
Yaşa bildiğin hayatı,
Nasıl geçiyorsa gönlünden.

                             9 Aralık 2012
                   İzmir’de yağmurlu bir akşam
                        Yılmaz KANDEMİRCİ

8 Aralık 2012 Cumartesi

İLKOKUL ÖĞRETMENLERİM







 

 
1950 li yıllar,
Çocuktum o zamanlar,
Evimizde toplanırdı komşular,
Anlatılırdı hikâyeler, masallar,
Geçerdi içerisinde,
Öğretmen, öğrenci ve çeşitli şahıslar,
Aradan haftalar, aylar geçmişti,
Yaşım yedi okul vaktim gelmişti,
Giyindim siyah önlük, taktım yakalık,
Ayağımda Trabzon lastik,
Koydum defterimi bezden çantama,
Gittim okuluma güle oynaya,
Çıktım merdivenleri girdim içeri,
Çıktı karşıma yabancı biri,
Gördüm ve geriledim,
Beni gören yabancı aksine ilerledi,
Yaklaşarak yanıma attı kolunu boynuma,
-Sordu adın ne?
Söyledim soyadsız adımı,
-Soyadın ne?  Söyledim adsız soyadımı,
-Baban kim?  Dedim Aziz,
Gülerek dedi bana aferin Yılmaz,
Beni bir sevinç aldı,
Heyecanla karışıp her tarafımı sardı,
Biraz durup düşündüm,
Geldi aklıma söylenen masallar,
Karşımdakine korkarak sordum,
Öğretmen misin?
Evet dedi ve güldü,
İşte o günden sonra,
İçimde büyük bir sevgi uyandı,
Sormayın bu nedendi?
Yaşasın o günkü yabancı,
Çünkü O benim ilk öğretmenimdi,
Günler, aylar geçti aradan,
İki öğretmenim daha oldu sonradan,
Çok şeyler öğrendim ben onlardan,
Onlar oldu benim bilgi hazinem,
Saygılar size; Mehmet Ergün,
Hacı Bayram Aydıniçer ve Nevruz Kandemirci,
Öğretmenlerim ilkokuldan.

                                     24 Kasım 2012 İZMİR
                                     Yılmaz KANDEMİRCİ

16 Kasım 2012 Cuma

TÜRKİYE’MİN ZENGİNLİĞİ



















Türkiye’mde dört mevsim var,
İlkbahar, yaz, sonbahar, kış.
Her birini ayrı yaşar,
Biri biter, biri başlar.

      İlkbaharda çiçek açar,
      Doğaya güzellik saçar,
      Kuzu oynar, arı uçar,
      Kırlarda canlılık başlar.

Yazın yükselir sıcaklar,
Plajlar insanla dolar,
Meyve yüklenir ağaçlar,
Şenlenir manav, pazarlar.

      Sonbaharda rüzgâr eser,
      Eylül ayı yaprak döker,
      Ekim ayı bayram yapar,
      Kasımlarda hüzün çöker.

Kış gelince soğuklar var,
Lapa lapa karlar yağar,
Çocuklar kartopu oynar,
Yenir kestane kebaplar.

      Her mevsimin özelliği,
      Vardır ayrı güzelliği,
      Dünyada yok benzerliği,
      Bu ülkemin zenginliği.

                          Kasım 2012 İZMİR
                      Yılmaz KANDEMİRCİ

24 Ekim 2012 Çarşamba

KÖYÜME KIŞ GELİNCE
















Sıcak hava veda eder doğaya,
Ağaç küskün, gazel döker toprağa,
Göçmen kuşlar uçup gider uzağa,
Arı sessiz hasret kalır uçmağa,
Kazlar dertli veda eder yüzmeye,
Bostan gamlı yoksun kalır çapaya,
Sular üzgün zorunludur donmaya,
Çoban kardeş uzak artık sürüsüne, ovaya,
Kırlar sönük hasret kalır kelebeğe, arıya,
Dağlar yaslı solup giden yeşiline, alına,
Çünkü kış baba kapatır her tarafı karlarla.

                                   12 Aralık 1974
                             Ataköy (Mağaracık)
                          Yılmaz KANDEMİRCİ

10 Ekim 2012 Çarşamba

DAĞLAR







 







Yamacında türlü çiçekler açar,
Etrafına misk-i amberler saçar,
Tüm canlılar kaynağından su içer,
Ana gibi herkesi besleyen dağlar.

     Tepelerin yüksek semaya bakar,
     Esen yeller sanki türküler yakar,
     Bulutlar raks eder, şimşekler çakar,
     Yağan yağmurlarla şenlenen dağlar,

Yazların serindir, kışların soğuk,
İlkbahar yeşilsin, sonbahar soluk,
Dağ dağa kavuşmaz yüreğin yanık,
Yüz yüze bakmaktan yorulan dağlar.

     Sevdalılar gibi dumanlı başın,
     Eksik olmaz senin kar ile kışın,
     Ferhat gibi sevenlerdir yoldaşın,
     Yol ver kavuşsunlar canana dağlar.

Kucağında canlı, cansız barınır,
Ozanlar adına türkü çağırır,
Türkülerle dertlerinden arınır,
Seslere ses veren dumanlı dağlar.

     Yeşillerle bezenmiştir her yanın,
     Gelin gibi giyinmişsin ormanı,
     Oksijendir canlıların dermanı,
     Umarım kibriti çakmazlar dağlar.

Kimi seni delik delik deldirdi,
Kimi dinamitle kayan kırdırdı,
Kimi koynundaki canlın öldürdü,
Kimileri ormanını yandırdı,
Yılmaz der; vefakâr cefakâr dağlar.

                             1 EKİM 2012 İZMİR
                           Yılmaz  KANDEMİRCİ

28 Eylül 2012 Cuma

BELKİ !


Gurbet, yolu uzun, çilesi çoktur,
Kardeşin kardeşten haberi yoktur,
Hasrete bir ilaç yazsana doktor,
Hasretin doktorda ilacı yoktur.

   Gurbete giden de, kalan da özler,
   İkisi de karşılıklı  yol gözler,
    Hasret özlemiyle yürekler sızlar,
    Duygular dorukta, yaşlıdır gözler.

     Kimse isteyerek gurbete gitmez,
     Anayı, babayı asla terk etmez,
     Bin bir çilesi var saymakla bitmez,
     Hasta yatsan kimse kapını açmaz.

Hayallerle yaşar ayrı düşenler,
Rüyalarda ancak buluşurlar,
Resimlere bakıp konuşurlar,
Düğünde, bayramda belki görüşürler.

     Ağardı saçlarım, büküldü belim,
     Gençlik elden gitti galmadı halım,
     Ecel yastığına goyanda başım,
     Belki yetişecek bacım, gardaşım.

Şu gurbete adım atmaz olaydım,
Hasret acısını tatmaz olaydım,
Ayrılmayıp hep köyümde kalaydım,
Kendim yetiştirip kendim yiyeydim.

     Yılmaz kaderinde gurbet de varmış,
     Herkes mutlak kaderini yaşarmış,
     Gerekirse yüce dağlar aşarak,
     Ekmek nerde ise orya koşarmış.

                                15 Ağustos 2012  İZMİR
                                Yılmaz KANDEMİRCİ

6 Eylül 2012 Perşembe

ATAKÖYÜMÜ ZİYARET






















Yıllar sonra gittim Ata köyüme,
Hava aynı, güneş aynı, su aynı,
Yoktu koyun, kuzu, öküz araba,
Tarla aynı, toprak aynı, taş aynı.

     Baktım köyün içi gayet sakindi,
     Bazı evler yıkık, bazısı şendi,
     Gençler birbirine bu da kim dedi,
     Kendi köyüm bana gurbet gibiydi.

Gördüğüm gençlerle sohbete daldım,
Eski yaşantımdan sorular sordum,
Ne hodağlık yapan ne bilen buldum,
Ne fındık, ne aşık oynayan gördüm.

     Gençler fidan dikmiş meyve yetişmiş,
     Sevindim gençlerin çoğu okumuş,
     Her biri ayrı ayrı meslek edinmiş,
     Kimi köyde, kimi gurbete gitmiş.

Orta bulağımın başına geçtim,
Kana kana soğuk suyundan içtim,
Sanki on on beş yıl daha gençleşip,
Gençlikteki günlerime dönüştüm.

     Herkes kendi hanesine su almış,
     Bulağ başlarında sohbet kalmamış,
     Suyolunda artık sevmek yok olmuş,
     Gizli sevdalıklar aşikâr olmuş.

Elektrik gelmiş köy aydınlanmış,
Gaz lambası artık müzelik olmuş,
Ne gem süren gördüm ne harman kalmış,
Harman yerlerinde evler yapılmış.

     Okuduğum okul taşıma olmuş,
     Kooperatif başka yere taşınmış,
     Ne çift eken gördüm ne kotan kalmış,
     Çiftin, kotanın yerini traktör almış.

Ziyareti gördüm duvarı kalmış,
Define uğruna Diktaş yıkılmış,
Kızıl Mağara da tarumar olmuş,
Eski eserlere çok yazık olmuş.

     Eski köylülerin çoğu yok olmuş,
     Kimi göç eylemiş, kimisi ölmüş,
     Mezarlığa gittim mezar çoğalmış,
     Kimi tam yaşında, kimi genç ölmüş.

Ekmek için gurbete de gitmeli,
Gidenler köyünü unutmamalı,
Arada bir köyü ziyaret edip,
Eski dostlar ile sohbetler edip,
Gençlere kendini tanıtmalı.

                                                           7 Aralık 2012 İZMİR
                                                           Yılmaz KANDEMİRCİ